<bgsound src =""http://muzik.com/muzikdosyasi.mid""> "ars longa vita brevis" - Blogcu



"ars longa vita brevis"

22/10/2007 - YETER ARTIK

 

 

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Baglanti

19/10/2007 - ...

 

hep denedin

hep yenildin

gene dene

gene yenil

daha iyi yenil

 

samuel becket

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Baglanti

5/9/2007 - demedi demeyin:)

Kategori:Oylesine

 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Baglanti

19/4/2007 - yalan doğrudan kaçar...

 

"Kartallar yalnız uçar" yazısına yorum yapan sevgili PinkyKylie,

Kartalın müthiş yaşam savaşının esinlendirdiği bir dörtlük eklemiş

yorumuna. Paylaşmadan edemedim. Teşekkürler Pinky!

 

"Karanlık aydınlıktan, yalan doğrudan kaçar
Güneş yalnız da olsa etrafa ışık saçar
Unutma, doğruların kaderidir yalnızlık
Kargalar sürüyle, kartallar yalnız uçar."

 


 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Baglanti

26/2/2007 - küresel ısınmaya karşı ortak eylem


tüm dünyada küresel ısınmaya karşı ortak bir eylem!...

 

 

yerel saatlerin farklılığı gözetilmeksizin bütün dünyada 1 Mart 19.55-20.00 arası tüm enerji kaynakları kesilecek.
Evde ya da işteyseniz şalterler inecek! Arabadaysanız yol kenarına çekeceksiniz vs. Yapabilen yapacak!


Amaç bütün dünyada yer alacak bu 5 dakikalik kesintiyle meydana gelecek
enerji tasarrufuyla karar mercilerinin dikkatini çekmek.
 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Baglanti

25/2/2007 - yeni film




Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Baglanti

18/1/2007 - ...............

 

Hadi buyrun bi' lokmada siz alın
Herkes üstümde çekinmeyin sakın
Valla darılırım siz de buradan yakın

Teslim ettim, alın ruhum sizin
Lime lime bölün verdim izin
Yetmiyo'sa tutun beni bi'de duvara dizin

Aman doktor anlamam
Nasıl düzelecek işler
İlacı yok mu katıversek suyuna
Uzun oldu karanlık
Çok bana bir gülücük
Dayanmak zor artık anlasana

Çok özür dilerim...
Ben böyle dünyanın içine ederim...

 

sibel alaş - carpe diem (albüm)

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Baglanti

17/1/2007 - ne biliyoruz ki?

 

     

alıntı : http://vertigo.onpunto.com  orkide ünsür 

 

İzleyenler bilir; Masaru Emoto’nun fotoğraflarının sergilendiği metro sahnesi,  What the #$*! Do We Know!? (Ne Biliyoruz Ki? ) filminin en etkileyici sahnelerinden biriydi.

 

İşte bu birbirinden ilginç ve düşündürücü fotoğrafları çeken Japon araştırmacı Dr. Masaru Emoto, su moleküllerinin düşüncelerimizden, duygularımızdan ve kullandığımız kelimelerden etkilendiğini tespit ederek; suyun, söylenen sözlere, hissedilen duygulara, gösterilen görüntülere ve dinletilen müziğe göre nasıl bir değişim gösterdiğini incelemiştir. Basitçe bir ifadeyle, dondurulmuş su kristallerini fotoğraflayan Emoto, depremden hemen önce ve hemen sonra yeraltı sularından aldığı numunelerdeki kristal oluşumlarını incelemiş ve bu verilerin biriktirilmesi durumunda, su kristali teknolojisinin depremleri önceden tespit etmekte kullanılabileceğini de iddia etmiştir.

 

Su kristalleri fotoğraflarını içeren ve bütün dünyada büyük yankı uyandıran kitabı ‘Suyun Gizli Mesajı’yla Emoto,  “Yüzyıllar boyunca, insanlık, yeryüzünden sürekli çaldı ve her seferinde geride çok daha kirli bir dünya bıraktı. Ama şimdi su, bizimle konuşuyor. Su, kristalleri aracılığıyla, bilmemiz gerekenleri bize söylüyor. Bugünden itibaren yepyeni bir tarih biçimlendirmeliyiz. Su, kendimize nasıl bir yön belirlediğimizi büyük bir dikkatle izliyor ve kayda geçiriyor. Benim tek arzum, suyun bütün insanlığa verdiği mesajın herkesçe duyulması ve özümsenmesi” diyor bizlere.

 

Bedenimizin ve dünyanın yaklaşık %70’inin sudan oluştuğunu göz önüne alırsak, bu durumda gerçekten enteresan bir olayla karşı karşıyayız demektir. İnsan merak etmeden duramıyor; mesela güzel yurdumdaki tüm insanlar oturup bir gün boyunca sadece Beethoven’ın 'Pastoral Senfonisi’ni dinleseler ve birbirlerine ‘seni seviyorum’ deyip teşekkür ve takdirlerini iletseler ve gün boyunca başka bir şey konuşmasalar, hiç olmazsa o gün için  ülkedeki cinayetler, kapkaçlar durup, küçük çocuklar ve bebekler tacizden, kadınlar kendilerine uygulanan şiddet ve baskıdan kurtulurlar mıydı? Tüm bunlar bir deli saçması bile olsa, yine de denemeye değerdi sanırım…

 

Beethoven’ın ‘Pastoral Senfoni’ si

dinletilen su kristalinin görüntüsü

 

 Bach’ın ‘air on the G string' i

dinletilen su kristalinin görüntüsü

  

Heavy Metal dinletilen

su kristalinin görüntüsü

  

Sevgi ve takdir sözcükleri

dinletilen su kristalinin görüntüsü

  

Teşekkür sözcükleri dinletilen

su kristalinin görüntüsü

  

Kin ve nefret sözcükleri dinletilen

su kristalinin görüntüsü

  

 

Kaynak: http://www.masaru-emoto.net/

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Baglanti

10/1/2007 - kartallar yalnız uçar

 

 

Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan
kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşındayken çok ciddi ve
zor bir karar vermek zorundadır. Kartalın yaşı 40'a vardığında pençeleri
sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı
avlarını kavrayıp tutamaz duruma  gelir. Gagası uzar ve göğsüne doğru
kıvrılır. Kanatları yaşlanır ve ağırlasır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır.
Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıstır. Dolayısıyla kartal burada iki
seçimden birini yapmak zorundadır:

 

- Ya ölümü seçecektir,

- Ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir.


 

Bu yeniden doguş süreci 150 gün kadar sürecektir.
Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya
duvarda, artık uçmasina gerek olmayan bir yerde, yuvasında kalır.
Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar.
En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer. Kartal bir süre yeni
gagasının çıkmasini bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile
pençelerini yerinden söker çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez
eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine 20
yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş
uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.

 

Kendi yaşamımızda sık sık bir yeniden doğuş süreci yaşamak zorunda kalırız.
Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski
alışkanlıklarımızdan, geleneklerimizden ve anılarımızdan kurtulmak
zorundayız. Ancak geçmişin gereksiz safrasından kurtulduğumuzda,
deneyimlerimizin yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlarından
tam olarak yararlanabiliriz.

 

(alıntıdır)

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Baglanti

1/12/2006 - 1 aralık dünya AİDS günü

  

    

   
 

İnsan sağlığını tehdit eden ve çağımızın salgını olarak nitelendirilen HIV/AIDS hastalığı 24 yıldır

 büyük bir hızla yayılmış ve yayılmaya devam etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Aralık 2004 verilerine göre dünyada 44.5 milyon kişi HIV/AIDS hastalığı ile beraber yaşamaktadır. Epideminin başından beri yaklaşık 33 milyon kişi ise hayatını bu hastalık nedeni ile kaybetmiştir. Bu sayılara

günde 14 000, yani dakikada 10 kişi ilave olmaktadır. HIV enfeksiyonu sadece erişkinleri değil, bebek, çocuk, genç, yaşlı demeden herkesi tehdit edebilen, henüz tam kür sağlayabilecek tedavisinin ve aşısının bulunamadığı bir hastalıktır. Kullanım şemaları karışık, yan etkileri fazla ve ekonomik olarak büyük yük getiren tedavi protokollerine rağmen, hastalıktan ölüm hemen hemen tamamen ortadan kalkmış, HIV enfeksiyonu ölümcül hastalık olmaktan çıkıp, yaşam boyu ilaç kullanımını gerektiren bir tür kronik hastalığa dönüşmüştür. HIV ancak 3 yolla bulaşabilir:

1.       Korunmasız yapılan her türlü cinsel temasla,

2.       Kan ve kan ürünleriyle,

3.       Anneden bebeğe gebelikte, doğumda ve emzirmekle bulaşabilmektedir.

Bu yolların dışında dokunmak, el sıkışmak, sarılmak, aynı yerde oturmak, aynı havayı teneffüs etmek,aynı tabaktan yemek yemek, aynı çatal-bıçak-kaşık-bardağı kullanmak, aynı saunayı, havuzu, banyoyu, tuvaleti paylaşmak, giysileri ortak kullanmak, telefon kulaklığı, gözyaşı, ter ile, sivrisinek, böcek, arı sokması ile HIV bulaşmamaktadır.Tüm enfeksiyon hastalıkları gibi HIV/AIDS hastalığı da önlenebilir bir hastalıktır ve her hastalıkta olduğu gibi korunma önlemleri tedaviden daha ekonomiktir. Eğitim ile korunmayı öğrenmek, öğretmek ve davranış değişikliğinde bulunulmasını sağlamak hastalığın yayılmasını önlemede en etkili yol olarak kabul edilmektedir. Toplum tarafından dışlanma, işini ve çevresini kaybetme korkusu, HIV enfekte kişilerin kendilerini gizlemesine yol açan nedenlerdendir. Bu korku tedavilerinin gecikmesine de neden olmaktadır. Önemli olan HIV enfekte kişileri dışlamadan hep beraber elele vererek yaşayarak bu hastalığa karşı mücadele edebilmektir.

 

kaynak : http://www.ttb.org.tr

 

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Baglanti

<- :: Sonraki Sayfa ->

Nilgün Kaleli Çiçek

copyright © 1997 - 2007 bu sitedeki yazi, fotograf, kolaj, resim, senaryo, makale ve kisa film çalismalari NILGÜN KALELI ÇIÇEK ' e aittir. izinsiz kopyalanmasi ve çogaltilmasi; sanata ve emege saygi anlaminda desteklenmez.

Creative Commons License
Bu sitenin içerigi Creative Commons tarafindan lisanslanmistir.

KATEGORILER

Kisa filmlerim
Fotograflarim
Kolajlarim
Resimlerim
Photomanipulation
Oykulerim
Yazilarim
Oylesine

TIK-LANACAKLAR

Ana Sayfa
Ben Kimim?
Daha eskiler...
Arkadaslarim
Bana Yazin

KISA FILMLERIM ve Linklerim

ÇOCUĞUN ÖYKÜSÜ ( Kısa Film )
AYIŞIĞI SONATI (Kısa Film )
BELKİ DE...( Kısa Film )
TÜRKAN SAYLAN BELGESELİ (Belgesel)
BEYAZA BOYANMIŞ SİYAH KELİMELER ( Kısa Film )
29 Mart 2006 GÜNEŞ TUTULMASI
Sinematürk
Dahi anlamındaki "de" ayrı yazılır
Temiz Ekran
Kamera Arkası
Karakutu
Sesli Kitap
KISA METRAJ
iktidarsız
greenpeace
Türk Dil Kurumu / Yazım kılavuzu / Sözlük / İmla vb.
İstanbul Modern
MODİGLİANİ
You Tube
VERTİGO
BUYUK KEYİF

BENIM IYILERIM

visne
agnia
girlhasnoname
kirmizikalem
batumania
kupavalesi
mahasamatman
cekirge
blogekle
ar
midnight
sanart50
tatlisozluk
bizherdemtazeyiz
benturuncuyum
acceleration
antiegoidipus
mavigolge
pinkykylie
yalinayakbasikabak
genocide
teknolojihaber







CURRENT MOON
moon phase


Mil Spec